featured

Ece Sultan

service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Ece Sultan’ın kimliğini doğru şekilde anlayabilmemiz için tarihte kısa bir yolculuğa çıkıp, birkaç soruya yanıt vermemiz gerekiyor:

Cide bilindiği gibi, ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu belli olmayan Karadeniz’in kenarında bir kasaba. Karadeniz’in kenarında olunca tamamen denize bağlıymış gibi olması akla gelmesin hemen, Cide’nin deniz ile bağı tabiiki önemli, Tarihin çeşitli zamanlarında, birçok kavmin, o zamanlar da adı Karaağaç olan Cide iskelesini kullandığı biliniyor.

 

Hele Osmanlı döneminde, Gideros ve Cide İskelesi’nin önemi çok daha bariz şekilde görülüyor. Donanmanın ağaç ihtiyacının büyük bir bölümü, bu bölgede çokça yetişen kestane ormanlarından karşılanması, Sarayın yakacak ihtiyacının yine bu bölgeden tedarik edilmesi, ilçenin ve iskelelerin önemini artırmış.

O dönemlerin önemli kişilerinden 1248/1833 tarihli bir belge de: Güren Bölgesi Çavuş Köyünde ikamet eden Hasan Çelebi Oğlu Halil Ağa’nın Cide Ayanlığı’nın yanı sıra “ Fırtateyn-i Hümayun Nazırı” unvanının da verildiği görülmektedir. Ayrıca yine aynı kişinin, Cide ve Gideros’ta Donanmaya, firkateyn yapmaya memur edildiği belirtilmektedir.

 

Cide 19.YY.da en parlak dönemlerini yaşıyor. Ağaç, orman işçiliği, deniz ticareti, sayıları yüzlerin çok çok üstündeki dokuma tezgâhları, dokuma tezgâhı sayısının çok olması kendir kenevir ekiminin de olağan üstü olduğunu belirtmektedir. Her Cideli genç kızın çeyiz sandığında bulunması neredeyse zorunlu olan “Cide Bezi” Dediğimiz keten bezin ne kadar revaçta olduğu da unutulmamalıdır. Ancak nasıl olduysa zamanla “Cide Bezi” “ Şile Bezi” oluvermiş, elimizden uçup gitmiş. Tabi bunun başlıca nedeni; Keten kenevir ekimlerine getirilen yasaklar sonucu olduğunu varsayabiliriz.

 

CİDE (Cuma Yeri)

Cuma Yeri, birçok Anadolu kasabasında olduğu gibi, Cide’nin de eski adı. Bu küçük kasaba; çevre köyleri ile birlikte, Gemicilik, ziraat, hayvancılık, dokumacılık ve ticaret. Bir de deniz yoluyla yapılan ticareti var.Bu ticareti de sınıflarsak karşımıza üç değişik tür çıkıyor. Birincisi; Gemi sandal vb. inşası. İkinci sırada; İstanbul’da dahil, çevre il ve ilçelere gemiyle gönderilen, kereste, meyve, sebze vs. gibi ürünlerin ticareti. Üçüncüsü ise; Deniz yolu ile Cide’nin tam karşısındaki Kırım ile yapılan ticaret. Genel de tuz alımı için 2 gece 3 gün süren bu yolculuk Cide ticaretinin önemli ayaklarından biri.

 

CİDE’NİN EN ÖNEMLİ ÖZELLİĞİ

 

Ancak bu Cuma yerinin başka yerlerden ayıran önemli bir özelliği var. Buradan, marangoz, demirci, kalaycı, duvarcı, taşçı, gemici, gemi inşası vs. gibi ustalar yetişiyor. Bu insanlar geçimini sağlamak için kimi zaman köy köy gezerek kendilerine iş buluyorlar kimi zamanda büyük sancaklara giderek orada ki işleri yapıyorlardı. Bu konuda hayli ünlenmiş olmalılar ki; Osmanlı Rus savaşlarında Karadeniz’in kuzeyindeki kaleleri bir bir kaybederken buraların tahkimatı için yöreden önemli ölçüde usta alınıp götürülmüş ve bunların büyük bir çoğunluğu da geri dönme olanağı bulamamışlar.

 

O dönemin savaşlarında bundan dolayıdır ki bu yöreden asker kaybından çok, yetişmiş eleman kaybı olmuş.

 

Peki, bu kadar usta bu kasabada nasıl yetişiyor, nasıl ünlenip, çevrede ve diğer beyliklerde iş yapma olanağı buluyorlar, hatta Osmanlı donanmasının, gemi inşasına kadar el atabiliyorlardı.

Bu sorunun yanıtı var tabi, o dönemlerde İlçede bir ahilik zaviyesi vardı. Zaviyenin yeri bu günün Ece Köyü ile Kesim Hüseyin Ağa Köyü’nün (Cici Köyü) arasından geçen derenin iki tarafındaydı. Zaviyenin o bölgede, dükkânlar işyerleri arsalar ve tarım yapılabilecek kadar yeterince tarlaları bulunuyordu.

Bu zaviye usta yetiştirmekle kalmayıp, köylerin ortak kullanım alanlarının yol yapma, köylerin su ihtiyaçlarını giderme gibi önemli işlere de imza atıyorlardı. Ece Köyünün Tekke Yanı denilen yerdeki su sarnıcı, ilçeyle bağlantısı olan yolun merdiven şeklinde taşlardan yapılması, aynı şekilde Cici köyünün yol ve su ihtiyaçlarının karşılanması, birçok cami ve evler, o zamanın ustalarının eserleri olduğu aşikârdır.

 

ECE SULTAN KİMDİR VE CİDE’YE NE ZAMAN NASIL YERLEŞMİŞTİR.

 

Ece Sultan’ın kimliğini doğru şekilde anlayabilmemiz için tarihte kısa bir yolculuğa çıkıp, birkaç soruya yanıt vermemiz gerekiyor:

 

AHİLİK NEDİR.

 

Ahilik, Selçuklu Devletinin parçalanıp yıkılması sırasında yani son dönemlerinde ve Osmanlı Devletinin kuruluş dönemi arasında kendini her konuda geliştirerek güçlenen esnaf örgütüdür. Ahi adı, kimi tarihçilere göre “kardeşim” anlamına gelen Arapça “ahi” ya da “eli açık” anlamına gelen Türkçe “akı” sözcüğünden geldiği söylenmektedir. Ahi teşkilatının başlangıcına dair çok sayıda görüş vardır. Bunlardan en çok kabul göreni; 13. yüzyılda yaşayan Ahi Evren adlı kişinin, Orta Asya’dan Anadolu’ya göç eden, esnaf ve zanaatkârları bir araya getirerek kurduğu büyük bir örgüttür

AHİ EVRAN

Ahilik kurumunun kurucusu olan ve “Ahı Evren” ismiyle ünlenen Şeyh Nasireddin Mahmut el-Hoyı, ilk eğitimini Yesevi’liğin yaygın olduğu Azerbaycan’da aldı. O’nun felsefesine göre; Ahiliğe girenlerin mutlaka bir sanat sahibi olması gerekiyor. Bu konuda yazıp çizmek yerine, pratiğe önem veren, deneyerek öğrenme ve öğretmeye inanan bir kişiydi. Ahi Evran’ın bu düşünceleri Anadolu’da hızla yayılarak gelişti

 

AHİLİK NEREDE KURULDU

 

Bir kısım önemli araştırmalar Ahiliğin Kırşehir’de ortaya çıktığını ileri sürse de, başka bir görüşe göre, Bağdat’ta büyük üstatlardan ders alan Ahi Evran, Arapların kurduğu Fütüvvet Teşkilatı’ndan etkilenerek, 1205’te Anadolu’ya gelmesinden kısa bir süre sonra ilk olarak Kayseri’de Ahilik Teşkilatını kurduğu anlatılır.

 

AHİLİK NASIL GELİŞTİ

 

Tarihi kaynaklardan elde edilen bilgiler ışığında, Ahi Evran zamanında Anadolu’nun şehir ve kasabalarında ortaya çıkan Ahi kurumlarının, Ahi Evran’a bağlı çok önemli merkezi bir teşkilat olabileceği görüntüsü ortaya çıkıyor. O’nun bilgeliği ışığında kurulan bu kurumlar, koyduğu ilkelere bağlı kalmışlar, daha da gelişmesini sağlamışlardır.

 

Manevi olarak Ahi Evran’a bağlı geniş bir örgütün Anadolu’ya yayılmış dalları gibi faaliyet göstermişlerdir. Ahi Evran’ın ölümünden sonra,( Selçuklular tarafından isyana kalkışma suçu işlediği gerekçesiyle öldürülmüştür.) bağlı bulundukları Ahilik ilkelerinde büyük benzerlikler bulunmakla beraber, Asıl adı Şemseddin Ebu olan Ünlü seyyah İbn-i Batuta’nın belirtiği gibi, Anadolu’nun en ücra köşelerine kadar yayılan bu kurumlar arasında bir bağ bulunmamaktadır.

 

ANADOLU’NUN TÜRKLEŞMESİ VE MÜSLÜMANLAŞMASINDA AHİLİK TEŞKİLATININ ROLÜ

 

Ahilik Teşkilatı Selçuklular döneminde ekonomik ve ticari faaliyetlerinin yanı sıra, askerî ve siyasî faaliyetlerde de bulunmuş, aynen Bektaşi ve Yeniçeri Ocaklarının olduğu gibi Osmanlı Beyliği’nin kuruluşunda ve güçlenmesinde etkin rol oynamışlardır. Aşıkpaşazade Derviş Ahmet, Osmanlı’nın kurulmasında etkin olan Dört unsur arasında Ahiliği de belirtmiştir. Bu unsurlar; Gaziyan, Baciyyan, Abdalan ve Ahiyan’dır.

 

GAZİYAN

 

Önceki dönemlerdeki Türk topluluklarında Alpler diye bilinen her yerde bir kahraman olarak saygı gören bu kişiler, Müslüman olduktan sonra Gazi olarak adlandırılmışlardır. Bu, bir çeşit rütbe bir unvandır. Alp unvanı Selçuklularda da kullanılmıştır. Bu unvanlar alan kişiler, vatanı, milleti dini için canlarını, mallarını feda edebilen önemli kahramanlardır. Birkaç isimle daha anılırlar: Reis’ül-Fityan, Ayyarbaşı ve Sipahsalar-ı gaziyan.

 

AHİYAN

 

Ahiyan-ı Rum yani Anadolu Ahileri Türkler tarafından geliştirilmiş fütüvvet teşkilatının Anadolu’da yayılmış ve çok etkin olmuş bir şeklidir. Moğol istilası sonucunda dağılan, birlikleri bozulan ve ardından çıkan iç isyanlarla halkın geçirdiği sıkıntılar, buhranlar döneminde, birçok manevi lider ortaya çıkmıştır. Mevlana, Yunus Emre ve Ahi Evran bu liderlerin en önemlileridir.

Ahi Evran o zamanki zaviye ve tekkeleri birer meslek kuruluşu haline getirerek çok önemli bir görev üstlenmiştir zamanın Müslüman Türkleri özellikle bekâr gençlerin sanat veya meslek sahibi olanlarını toplayıp bir araya getirmiştir. Kendi aralarında seçtikleri ve reis olarak tayin ettikleri kişiye de “ AHİ” Adını vermişler, Cemiyetlerinin ismini değiştirmeyip, eskiden olduğu gibi Fütüvvet demişlerdir.

 

ABDALAN

 

Abdalan-Rum, Birçok kaynakta bunlara “Horasan Erenleri” de denir. Osmanlı döneminde bile Sultanların yanında savaşa giren tahta kılıçlı bu insanların toplum ve asker üzerinde etkisi büyüktü. Müslümanların arasındaki bu dervişler, bazen Bektaşi Babası bazen Alevi Dedesi diye de adlandırılmış olsa bile. Bunlar her Müslüman kesime hitap edebilen maneviyat erenleri olduğu bilinmektedir.

BACİYAN

Bacıyan-ı Rum diye adlandırılır. Aslı “Anadolu Kadınlar birliği”dir. Bilindiği üzere “Bacı” kelimesi kız kardeş veya abla anlamına gelir ve hala kullanılır. “Rum” kelimesi de sanıldığı gibi değil “Anadolu” anlamına gelir ve Anadolu’yu ifade eder. Dünyanın ilk kadın teşkilatını, Ahi Evran’ın eşi Fatma Bacı kurmuştur. Tarihi belgelerden anladığımıza göre bu teşkilat Kayseri’de kurulmuş, Anadolu’da kadınların kurdukları teşkilat içinde; İlme, sanata ve ahlaka ne kadar çok önem verdikleri ve bu konu da söz sahibi oldukları bir gerçektir. Bacıyan-ı Rum Teşkilatının üyeleri olan hanımlar, Kayseri’de kendilerine ait bu günkü adı ile adlandırırsak “Sanayi Sitesi” Kurmuşlar, çadırcılık, Keçecilik, nakışçılık, her türlü dokuma sanatları, ipek ve pamuk ipliği gibi birçok dalda faaliyet göstermişler. Sadece kendi yerleri içinde değil, Ahilerin çalıştığı yerlerde de kadınların çalışabildiği çalışma alanları mevcuttu o zamanki birçok batılı araştırmacı ise gördükleri bu olay karşısında hayretlerini gizleyememişlerdir.

 

ECE ZAVİYESİ BİR AHİ ZAVİYESİDİR

 

Araştırma;

Dr.İbrahim Dinek

Tekye (Tekke, galat), dayanma, dayanacak yer, tarikat mensuplarının

oturup kalktıkları, ayin icra ettikleri yer demektir. “Zaviy’e”,

“Hanlıôh”, “Dergôh” ve “Asitane” isimleri de yaklaşık aynı manalardadır.

Zaviye; hücre, küçük oda, Tekyelerin biraz küçüğü olup şehirlerin

Kenarlarında yapılan, tarikat mensuplarının oturup kalktığı,

ayin yaptıkları yer manasında kullanılmaktadır16• Arşiv vesikalarında,

Aralarında hemen hemen hiçbir ayrım gözetilmeksizin “Tekye,

Zaviye, Hanikah ve Dergâh” birbirlerinin yerine kullanılmaktadır.

Bir belgede aynı yer için 2’sinin veya 3’ünün bir arada kullanıldığını

Gördük. O nedenle biz de bunları birbiri yerine aynı anlamda kullanma

Cihetine gittik.

Özellikle hem dini hem de mesleki özelliği çlan

“Ahi Zaviyeleri” Anadolu’nun çeşitli bölgelerine hızla yayıldı. “lbni

Batuta”nın öve öve bitiremediği “Ahi Zaviyeleri”18, Selçuklu yönetimi

tarafından himaye ve destek gördü. Ahilerden sonra çeşitli

.tarikat ve bunlara bağlı “Tekye ve Zaviyeler” hızla Anadolu’ya yayıldı.

Bu tekye ve zaviyelerin “şeyh”, “ulu” ve “miirit”leri “mistik”

(toplumdan kopuk) ve “tu/eyfi” (bedavacı) yaşayışı seçmediler.

Tam. tersine, bir taraftan şeriatla tarikatı birleştirip Islam misyoneri

gibi Islamı ve Türk kültürünü yayarken, diğer taraftan tekye ve zaviyelerin

etrafında yer alan arazileri ekip biçrneğe, şenlendirmeğe,

çeşitli “derbent” (geçit) ve “ribat”ları (askeri merkez) koruyarak iç

güvenliği sağlamış,”diğer taraftan ise muharip bir güç gibi fütühatlara

katılarak “Alp”, “Eren”, “Alperen”, “Gazi”, “Abdalan-ı Rum”,

“Baba” gibi ünvan ve sıfatlar alma cihetine gitmişlerdir’

Tarikat ve onlara bağlı

Tekye ve Zaviyeler”in vakıflar tarafından desteklendiği, bunlara

bağlı vakıfları da “Tekye-Nişin Şeyh” veya “Post-Nişin Şeyh” veyahutta

“Zaviyedar” olarak adlandırılan “Şeyhler”in “mütevelli” olarak

yönettikleri net olarak anlaşılmaktadır. Bu uygulama, Osmanlı

vakıf sistemi ile “Tekye ve Zaviyeler”in içiçe yaşadığını, vakıf kuralları

içinde her türlü desteği gördüklerini, vakıf hukuku içinde

“ümera”, “ülema” ve “elıl-i şer” tarafından korunup, desteklendiklerini

açıkca göstermiş olmaktadır.

 

NOT: Bu konu beni fazlası ile araştırmaya teşvik etti, Türk Kadınının Tarihi süreçteki yerini toparlamaya fırsat bulursam başka bir yazı ile sizlere ulaştırmaya çalışacağım. Tekrar asıl Konumuza Yani “ ECE SULTAN” a geri dönelim.

Cuma Yanı Merkezi küçük, kasaba denilebilir mi bilemeyiz. Nedeni denize yakınlığı tabi. Tüm zamanların korkusu korsanlık olayı burada da geçerli. Sahildeki uzun düzlük, denizin hemen derinleşmesi, kayalıkların olmaması korsanlar için bulunmaz nimet. Tekneleri baştankara yapıp karaya çıkmaları bu özelliği olan yerleşim yerlerinde çok kolay. Sahilde, eski tarihi kalıntılardan yapılmış gemi çekekleri, biraz yukarılarda samanlık ve hayvan barınaklarından başka bir şey yok. Şimdiki Çarşı Merkezinde birkaç ahşap bina, yine eski yıkıntılar, birden fazla kilise benzeri yapılar var. Nüfus yapısı karışık, Mahalle denmeyecek birkaç evin olduğu bölgelerde yaşayanlar kendi kültürlerini yaşıyorlar. Türkler, Rumlar, Karadeniz üzerinden gelen denizciler, Kendilerine yeni yurt arayan Türkmen boyları yerleşmişler. Memiş Köyü (eski),Sarı Köyü, Sofular, Mandırbaşı, Demirci Köyü, Bağyurdu, Irmak (Eski),Erküt, Sipahi (Bu Bölge de önemli bir yerleşim yeri, Osmanlı gelinceye kadar nüfusunun çoğu yabancı)Kasım Köyü, Köseli, ve Ece Köyü. Dikkat edilirse Kumluca tarafı ve Aydos sınır alınmış zamanki şartlarda Irmaklar nehirler büyük dağ sıraları yerleşim yerlerinde belirleyici sınır çizgileri olduğundan ilişkiler de sınırlı, yönetimler farklı güçlerin elinde.

Ece Köyü, yani Tekke Köyü o zamanların en büyük yerleşim yerlerinden birisi, Şimdiki hali ile düşünürsek, Tarakçı, Cici, mantar zehirlenmesinden yok olan Eğli Köyü (Cici Köyü ile Tarakçı Köyünün arasında Mantar Dağı’na yakın yerde kurulu olan köy) Erküt deresinden Demirci Köyü Deresine kadar olan bölgeyi neredeyse içine alıyor.

Anadolu’nun Türkleşme süreci hızlanmış, Kırşehir Yöresinde başlayan ahilik teşkilatı bu sürece son derece önemli katkılar vermeye başlamıştı. Burada yetişen müritler kuşaklarını taktıktan sonra Anadolu’nun dört bir yanına dağılıp burada teşkilatlanmak için büyük çaba ve gayret içine girmişlerdi

İşte böyle bir zamanda İlçeye gelen bir zat misafir edilmek üzere Türkmenlerin çok olduğu Tekke Köyüne gönderilmiş orada köy odasında misafir edilmesi ile başlayan hikâye yöremiz için çok önemli bir sürecin başlamasına vesile olmuştur.

Gelen Zat’ın din bilgisi ile kısa bir zamanda ön plana çıkmış, kendisine bu günkü mezarının olduğu yerde bulunan oda ve küçük bir arazi verilmiş. Önceleri sadece dini konularda bilgi veren zatın, kısa bir zaman içinde birçok konuda bilgi sahibi olduğu anlaşılınca, yerleşik düzene geçmeye çalışan Türkmenlerin velinimeti haline gelmiş. Marangozluk, taş ustalığı, dericilik, Tarım, dokumacılık gibi hayati önem taşıyan işkollarında bilgi sahibi olan Ece SULTAN, ünlendikçe, kendisine verilen değerle birlikte, etrafındaki kişilerin sayısı artmış, daha geniş alanlara yayılmış. Kendisi tekke Kültürü ile yoğrulduğu için, aynı kültürü buraya da yerleştirmiş. Usta çırak ilişkisi ile yetişenlerle birlikte çevrede dükkânlar, yeni yeni, yerleşkeler oluşmuş.

Anadolu’yu Türkleştirme çabası her Ahinin asli görevlerinden biri, İslamiyet’i anlatma ile birlikte belki de en büyüğüdür.1300 lü yılların başında İlçemize gelen Ece Sultan’da İlçenin ve yörenin Türkleşmesi konusunda olağanüstü çaba sarf etmiştir. Bundan dolayıdır ki ilçemizdeki yabancı nüfus diğer bölgelerle kıyaslandığında son derece azdır. İlçemizin şansı tüm Anadolu’ya yayılan Ahilerin arasında olan Ece Sultan’ın, olağanüstü donanımlı, hem dini açıdan, hem de ustalık bilgi, beceri ve daha da önemlisi ikna kabiliyeti çok yüksek bir kişi olması.

0
sevdim
Sevdim
0
karars_z
Kararsız
0
_a_rd_m
Şaşırdım
0
_z_ld_m
Üzüldüm
0
k_zd_m
Kızdım
Ece Sultan
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Bizi Takip Edin